Kayıtlar

Ağustos, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kendiyle dolup taşanlar

Resim
Amman'a taşınalı tamı tamına 3 hafta olmuşken buradaki arkadaş sayımın 1 değil de 0 olduğuna karar verdim bu akşam.

"Self-absorbed" kelimesi için Tureng "dalgın" ve "bencil"i öneriyor ki ben bu noktada tamamen isyan bayrağı açmak, dalgalandırmak ve göndere çekmek istiyorum. Keşke dalgın olsalar da yine neler düşünüyor acaba diye meraklansak, keşke bencil olsalar da bireyden topluma varacak aslında diye umutlansak; ne yazık ki bu insanlar sadece ve sadece KENDİLERİYLE DOLUP TAŞIYORLAR!!!

Halihazırda çoğu insanla iletişim kurmakta güçlük çekerken burada beyimin bazı iş arkadaşları dışında "tatlı biriymiş ya, tuttum ben bunu" dediğim tek kişi B@C'nin sahibi oldu. Tabii ki arkadaş olmak için fazlası gerekiyor; belli bir kişisellik derecesine ulaşmak, ortak paylaşımlar içine girmek, gerektiğinde birbirinin yanında olmak ve dahası gerekiyor. İşte o yüzden "arkadaş sayım = 0" diyorum. Zira ben ne "nası gidio? alıştın mı? havalar…

Yemekli gey ev partisi

Resim
Efendim, dün akşam beyimin bir iş arkadaşının 10 yıl önceden arkadaşları olan bir gey çiftin evinde bir partiye davetliydik. Partinin en güzel kısmı olan yemek, daha doğrusu Irak usulü dolma (resimdeki en büyük parça) kısmını geçtikten sonra buradaki geyleri ve partideki ayrıntıları anlatmaya başlayabilirim. Ancak böyle bir dolma yok! Bir restorandan siparişle gelen bu dolma tapınağı bol ekşili biber, patlıcan, soğan dolması ve yaprak sarması gibi bilumum doldurulmuşları saran bamya taneleri eşliğinde ibadete açıldı (üzerindeki metal tepsi alındı yani).

Buradaki yemeklerin çoğu bir şekilde zamanında Anadolu'dan gelmiş. E insan sormadan edemiyor, niye bizdekiler bu kadar lezzetli değil? Neden bir lokantaya gittiğimizde çoğu zaman mekândan hayata yeniden aşık olmuş bir şekilde çıkmıyoruz? Bu da mı paralelcilerin oyunu yoksa? Neyse 1 Kasım'dan sonra belki dolmaların ekşisi yerine gelir.

Şimdi buradaki geylerden bahsederken şekilci diyesim geliyor ama vazgeçtim, anahtar kelimemiz…

"Arkadaşlar güzeldir"miş

Resim
Efendim, ev geyliği hayatımın ilk konuk ağırlama deneyimini dün yaşadım, çok mutluyum. Üniversite arkadaşım ve iş arkadaşları bir iş toplantısı için 1 haftalığına Amman'dalar. Birbirinden şekerli, komikli bu insanların bir kısmıyla dün kaleye çıktık (trafik bitmek bilmeyince ben bizim taksideki ekibe inelim, yürürüz dedim, diğer ekip otobanlardan gelene kadar alan kapanmıştı, biz yandan sızmışız meğer, giriş ücreti de ödemedik, hihi).

Yanımdaki birbirinden hoş genç hanımlar tabii ki eski şehir merkezindeki erkek gruplarının inceleyen, tartan, beğenen, canı çeken bakışları arasında kaldı. İlk kez gittiğim için benim de tam yolunu bilmediğim bu sütunlu kısmı (Herkül Tapınağı) bulmamızı sağlayan hurdacı amcaya ise şukran!

Roma döneminden kalma bu tarihî alana, diğer grubu da gezdirmek ve amfitiyatroyu görmek amacıyla tekrar geleceğiz. Arkeolojik gezintimizin ardından Paris Circle (Araplar p'leri söyleyemiyor, o yüzden Bağris diyollar :)) yakınındaki Rumî adlı kafede birer demlik…

Önce Fitlik

Resim
Ev geyliğimin evde oldukça uzun bir zaman geçirmeme yol açması, odalar arası mesafeninse uzun olmasına rağmen gerçek bir kardiyo egzersizi sağlamaması sebebiyle dün beyim ve ben resimde görmüş olduğunuz Önce Fitlik - Platinyum adlı spor salonuna üye olduk.

Hedefim belli: 2016'ya kadar 6-packs sahibi olmak, inşallah. Bugünkü ölçümlere göre oldukça fitim (100 üzerinden 86, kime göre neye göre hiçbir fikrim yok). Fitliğimi bir tık daha yukarı taşımak içinse yağ oranımı yarıya çekmemiz gerekiyor. Sonrası, yerli Brad...

Önce Fitlik 4 kattan oluşan koca bir spor kompleksi. Salondaki duvarlardan hocaların tişörtlerine kadar gaza getirmesi amaçlanmış sloganlar var. Örneğin, "vücuttan ter diye attığın aslında güçsüzlüğün" ya da "ilham gelmesini bekleme, ilhamın kendisi ol". Yeterince gaza geldiysek 3. katı çevreleyen koşu parkurunda 10 tur atabiliriz. Ancak unutmayınız ki Orta Doğu'dayız, koşu parkurunda neredeyse çekirdek çitleyecek rahatlıkta takılan, kendilerine …

Kadın-Yuva-Özgürlük

Resim
Efendim, bugün evimize ilk kez bir "kadın" geldi. Bazı durumlarda Türkçeyi çok özlüyorum zira Senia adlı Filipino temizlikçimize Seniha Abla diyesim geliyor. Filipinler olsun, Tayland olsun dünyanın anası bacısı sanki. Yemek mi istersin, onlarda, temizlik mi lazım, onlarda. Ve belki de işin en ilginç yanı, ben bu ülkelerin insanlarını bir öf çekerken görmedim daha. Sabahın 9'undan beri durmaksızın cam, yer, kapı, lavabo siliyor kadıncağız, suratında yine aynı kibar gülümseme. Parasını saatlik alacak olmasına rağmen ne bir kaytarma, ne bir ağırdan alma. Helal olsun vallahi!

Sonunda her tarafımızı saran çöl toz toprağından bir nebze olsun arınabildik. Camlarımız pırıl pırıl, bahçemizi daha bir ışıl ışıl görüyorum sanki (bahçıvanın gelmesiyle hangi ot yabanidir, hangi bitki nasıl ilgi bekler gibi sorularımız da yanıtını bulacak -- ama şimdiden iki minik limonumuzun olmasına ne demeli?). Küçük küçük adımlarla, marketten şişe şişe almak yerine damacana su siparişi verebilece…

Uzay boşluğunda hasretlik

Resim
Güle oynaya karşılamıştım bu yaz olup biten ne varsa. Düğünümüzü, balayımızı, yeni bir ülkeye taşınmamızı hep eğlenceli anılar olarak görmüştüm. Hele ki Angara'dan ayrılma konusunda taviz vermemiştim. Ne yapacaktım ömrümden ömür çalan egzoz kokulu gri başkenti?

Arkadaşlara veda gecemizde başıma perde geçirilip Yüksek Yüksek Tepelere söylenirken gözümden yaş gelecek gibiydi aslında ama o da bir tanesi başımı tutup sarsınca gerisin geri kaçmıştı. Çocukluğumdan beri 2-3 yılda bir şehir değiştirmiş bendenize çelme takan Angara'dan ayrılma vakti artık gelmişti. Gözyaşına yer yoktu.

Ama işte hayat sürprizlerle dolu. Alışkanlığın henüz yumuşatamadığı köşeleri özlem duygusu mesken ediniyor. Bir anda hıçkıra hıçkıra ağlarken buluyorsun kendini sırf kocan gittiğiniz yeni bir kafeyi eskiden gittiğiniz başka bir kafeye benzetti diye. Kava "yeni Lungo" değil ama ağlamak kesinlikle iyi geliyor.

Habibimin karnı acıktı!

Resim
Efendim, bakıyorum da ev geyliği beni çok meşgul etmiş, bloğuma zaman ayıramaz olmuşum. Bu durumun kısmen sebebi internete kısıtlı erişimim olsa da yeni bir ülkeye yerleşmenin beni madden ve manen zorladığını itiraf etmeden geçemeyeceğim.

Bugün sizlere evimizin sokağındaki markette yaşadığım şoku anlatmak istiyorum. Sanıyorum ki 2 gün önceydi, evet evet, çünkü Perşembe taşınmıştık. Ev geyliğine adımımı güle oynaya atsam da ev işlerine dair deneyimimin CV'lerde yer bulamayacak ölçüde temelsiz olduğunu söylemeliyim.

Eski işyerimde zaman zaman balkon yıkamak ya da çalıştığım odaya süpürge tutmak gibi kötü muamelelere maruz bırakılmış olsam da hayatımda hiçbir zaman buzdolabı silmemiş, santimetreye yaklaşan kalınlıkta yağ tabakalarını kloraksladığım günün içinde çamaşır askılığından çöp kovası gibi ıvır zıvır alışverişini yapmanın ardından bir de markete gitmek zorunda kalmamıştım. Halbuki Cozmo - It's a new day sloganından bir yaşıma daha gireceğimi anlamam gerekirdi.

Resimde de…

Hangi yol doğru (değil) ki?

Resim
Nereye gittiğini bilmeden çıktığı yollarda, insan fazla kuralcı olmamalı.

Taşa vuran kanatlar

Resim
Ev geyi olmanın en büyük zorluğuyla dün tanıştım: YALNIZLIK. Aslında bunu bekliyordum, önceki hayatımdan ne kadar sıkılmış olsam da alışkanlığın rahatlığını özlemem kaçınılmazdı.

Taksicilerin beni yolmaya çalışmasıyla, görüştüğüm Arapça kursunun ihtiyaçlarıma o kadar da cevap vermeyebileceğini görmemle dün otele dönerken "ne işim var benim burda?" hissine kapıldım ilk kez. Bir mekana gittiğinde çağırabileceğin 2-3 kişi varsa orası senin şehrin oluyor sanırım. Benim henüz yok. Ama olacak, biliyorum.

Yine de bu yalnızlık algımı açıyor sanki. Türkiye'den haberler daha az ilgimi çekiyor, daha az canımı sıkıyor. Daha fazla kendimle kalıyorum, buhar banyosunda gözlerimi kapatıp zihnimi dinlendiriyorum. Gündelik telaşlarda hasıraltı ettiğim yanlarımı keşfedeceğime dair bir inanç taşıyorum. Hadi bakalım...

Selametle...

Eğriler ve doğrular

Resim
Beyim ve ben, dün değil önceki gece Amman'a sağ salim vardık. Yandaki resim Kraliçe Aliye Havalimanından. Özellikle paylaşıyorum çünkü benim şimdiye kadar buralarda en sevdiğim, İslam/Arap sanatının modern uygulamaları oldu.

Tıpkı şehrin bu konuda takdire şayan pek çok binayı barındırması gibi insanların kılık kıyafetleri de -Türkiye'de olduğundan çok daha fazla- yöresel etkiler taşıyor. Henüz ismini bilmediğim uzun beyaz elbiseli adamlar, -gözlerine dahi örtü indirmiş- kara çarşaflı kadınlar var.

Burada, hayatımda ilk kez Türk olmanın keyfini yaşıyorum. Avrupa'da tecrübe ettiklerimin aksine, Türkiye'den geldiğimi öğrenenlerde hep bir sempati oluşuyor (evet, birazdan alnıma Atatürk imzası kazıtıcam).

Dün yoğun bir gün geçirdik, izlenim bombardımanı yaşadım desem yeridir. Ama kaldığımız oteli, yemekleri, İkea turumuzu, yeni evimizi ve bahçemizi (onsuz eksik kalır çünkü) ilerleyen postlarda anlatacağım. Bugünkü programımda önce biraz havuz keyfi yapmak, ardından Arapça …

Yükselişe geçmeden evvel

23 Haziran'dan beri "dünya evi"ndeyim. Güzel bir duyguymuş aile olmak. Kayınvalidemi, kayınpederimi, kayınbiraderimi, eltimi, baldızımı, bacanağımı, yeğenlerimi ve beyimin köyünü sevdim. Dağlar taşlar, yaz ortasında diz boyu karlar, oluk oluk sular, fosforlu yeşil çayırlar...

Şimdiyse istikamet Orta Doğu. Cehennem sıcağı. Kum fırtınası. Heyecanım gerginliğime karışırken "yeni hayat"ımdan snap'ler atacağım sizlere. Eee, artık devir değişti, evhanımları kafelerde "vayfi" şifresi sorar oldu. Ben de evbeyi/evgeyi günlerimi yazayım dedim (neyim eksik?).

Dile kolay, decade geçirdiğim şu Angara'dan yeni bir EV arayışıyla uzaklara gideceğim ben birazdan.

Selametle...